GSM
Telefon Hemen Ara

Sağlık Hukuku

HEKİMLERİN SIR SAKLAMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ

I. Mahremiyet Kavramı

1981 Tarihli Lizbon Bildirgesi: Hasta, hekimden, tüm tıbbi ve özel hayatına ilişkin bilgilerin gizliliğine saygı duyulmasını bekleme hakkına sahiptir. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi md 4: Tabip ve diş tabibi, meslek ve sanatının icrası vesilesiyle muttali olduğu sırları, kanuni mecburiyet olmadıkça, ifşa edemez. Tıbbi toplantılarda takdim edilen veya yayınlarda bahis konusu olan vakalarda, hastanın hüviyeti açıklanamaz.
Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 21.maddesin de de hastanın mahremiyet hakkından bahsedilmiştir. Sağlık Bakanlığı ayrıca Kişisel Sağlık Verilerinin İşlenmesi ve Veri Mahremiyetinin Sağlanması Hakkında Yönetmelik Taslağı bulunmaktadır. Bu yönetmelik kamu ve özel kurumları kapsamaktadır. Kişisel sağlık verilerin işlenmesinde görev alan kişilerin sır saklama yükümlülüğü bulunmaktadır. Yönetmeliğin 5/2.maddesine göre, kişisel sağlık verileri; koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis tedavi ve bakım veya rehabilitasyon hizmeti gibi kişiye özel ya da toplum sağlığı, sağlık politikalarının geliştirilmesi, sağlık hizmetlerinin yönetimi ve planlanması, finansmanı, sağlık sigortacılığı, bilimsel araştırma ve istatistik gibi toplumsal amaçlarla bu yönetmelik hükümlerine uygun şekilde işlenebilir. Bu kapsamda istenen veriler yalnızca anonim hale getirilerek yayımlanabilir.
Bunlar dışında sadece bazı hallerde kişisel sağlık verileri paylaşılabilir;
• İlgili kişinin açık rızasının bulunması veya ilgili kişinin rıza veremeyecek durumda yasal temsilcisinin rızasının alınması hali.
• İlgili kişinin sağlık durumunun diğer kişileri veya toplum sağlığını tehdit etmesi halinde. Bu durumda Bakanlık veya bağlı kuruluş yetkilisi izniyle tehlike altındaki kişilerle ve ilgili kurumun yetkilileri ile paylaşım olabilir.
• Bir hakkın tesisi, icrası veya korunması için paylaşımın kanunen zorunlu olması .
• Fiili imkansızlık sebebiyle rızasını asla açıklayamayacak olan veya rızasında hukuki geçerlilik olmayan hastanın veya başka bir kişinin beden bütünlüğü ya da hayatı için zorunluluk halinin olması.
• Kişisel sağlık verilerinin kişinin bizzat alenileştirildiği durumlarda uygunluk mevcuttur.
Yönetmeliğin 7.maddesinde ise; eğitim ve bilimsel araştırmalar kapsamında kişisel sağlık verilerinin işlenebilmesi için ilgili kişinin ayrıntılı olarak bilgilendirilip rızasının alınmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir.
İlgili kişi;
• Kendi kişisel sağlık verilerini isteme hakkına sahiptir ve veri sorumlusu bu bilgileri vermekle yükümlüdür.
• Kendi kişisel sağlık verilerinin işlenmesi hususunda bilgi isteme hakkına sahiptir. Bu talep üzerine veri sorumlusu, açık ve anlaşılabilir şekilde veri işleyene ait bilgileri, verinin işlenme amacını, içerik ve kapsamı ile verinin paylaşımına ilişkin bilgileri verir.
• Kendi kişisel sağlık verilerine erişim hakkına sahiptir.
• İstendiği zaman kendisiyle ilgili verilerin bulunduğu veri sorumlusundan gerçekleştirilmiş veya gerçekleştirilmekte olan işlemlerle ilgili kayıtlarının düzeltilmesini, dondurulmasını, sildirilmesini ya da güncellenmesini yazılı veya elektronik ortamda isteme hakkına sahiptir. Bilginin teyidinden sonra gerekli işlem yapılır. Ancak kamu sağlığı ve güvenliğini ilgilendiren hallerde veriler silinemez (Yönetmelik madde 8).

II. Sır Saklama Yükümlülüğü

Sır saklama yükümlülüğünün hekimler açısından nerede başladığı ve değerlendirilmesi hususu önem arz etmektedir. Örneğin aids hastası bir kişi psikolojik yardım almak üzere bir doktora müracaat etmiştir. Aids hastası olduğuna dair sırrını, karısına hiçbir biçimde açıklamayacağına dair söz aldıktan sonra, sırrını doktorla paylaşmıştır. İki yıl sonra bu kişi ölmüştür. Ölen kişinin aids olduğunu doktor, ölenin eşine söylemiş, eş test yaptırmış ve kendisinin de bu hastalığa yakalandığını büyük bir üzüntü ile öğrenmiştir . Başka bir örnekte ise geve yarısı manidepressif teşhisiyle bir yaşlı kadın hasta kliniğine yatırılmıştır. İlerleyen saatlerde, kadının yeğeni olduğunu ve yaşlı kadının durumu hakkında bilgi edinmek istediğini söyleyen bir genç fazlaca ısrarlı olunca, doktor, hastalığın seyri hakkında kişiyi bilgilendirmiştir. Hastalığın genlerde vesilesi ile diğer kuşaklara geçip geçmediğine dair de bilgi almıştır. Ertesi gün ise hastaneye hasta kadının kızı gelmiştir ve gece arayan kişinin nişanlısı olduğunu ve nişanın bozulduğunu söylemiştir. İki farklı olayda sır saklama yükümlülüğüne ilişkindir. İlkinde saklanmış ikincisinde ise açıklanmıştır. Bu sebeple hekimlerin nasıl davranması gerektiği tartışmalıdır.

III. Sır Saklama Yükümlülüğünün Hukuki Temeli

Sır saklama yükümlülüğü, vekalet sözleşmesine ilişkin Borçlar Kanunu hükümleri arasında açıkça düzenlenmemiştir . Bununla beraber sır saklama yükümlülüğünün sadakat yükümlülüğünden kaynaklanan kaynaklanan bir yan edim olduğu kabul edilmektedir.
Hekime başvuran hasta teşhisin konabilmesi için tüm bilgileri hekimine ayrıntılı olarak vermek durumundadır. Aksi takdirde hekim tanı ve tedavide yanılabilir. Hasta ilk muayenesinde hekime durumu detaylı biçimde anlattıktan sonra hekim bizzat bir takım ruhsal bulgulara rastlayabilir, ahlaki kusurlara veya başka hastanın özel hayatına ilişkin olaylara tanıklık edebilir. Mesleğin uygulanması esnasında öğrenilen ve hasta tarafından açıklanmaması öngörülen veya başkalarınca bilinmesi halinde hastanın sosyal statüsünü, onur ve saygınlığını, ekonomik durumunu ve geleceğini etkileyebilecek bilgiler meslek sırrı olarak nitelendirilir. Sır, kişilik hakkının bir parçası olarak görülmektedir.
Doktor ile hasta arasındaki vekalet sözleşmesinde güven unsuru kendini yoğun olarak hissettirmektedir. TBK 506.m. gereğince vekalet sözleşmesini sadakat ve özenle yürütmek zorundadır. Vekalet ilişkisinin konusu insan bedeni olduğu için sadakat ve özen hususu derinleşmektedir. Serbest veya özel sağlık kurum veya kuruluşlarında ifa yardımcısı olarak görev yapan hekimlere, söz konusu kurum ve kuruluşların işleticileri, hastanın kendilerine başvurduğu andan, tedavinin sonlandırıldığı ve hatta tedavi sonrasında, hastaya ilişkin edindikleri bilgileri saklamak ve üçüncü kişilerle bu bilgileri yasanın ön gördüğü durumlar haricinde paylaşmamak durumundadırlar.

IV. Sır Kavramı ve Sır Saklama Yükümlüğünün Kapsamı

Hukuki literatürde sır, herkes tarafından bilinmeyen ve açıklanması sahibin şeref ve menfaatine zarar verme tehlikesi gösteren hususlar olarak tanımlanmaktadır . Başka bir açıdan ise sahibinin açıklanmamasında yarar gördüğü ve başkaları tarafından hali hazırda bilinmeyen hususlar da “sır” kapsamında değerlendirilmektedir.
Hekimin sır saklama yükümlülüğü basın özgürlüğü ile kıyaslanmaktadır. Basın özgürlüğünün sınırlarını belirlemede kullanılan ölçütlerin hekimin sır saklama yükümlülüğünü ihlal edip etmediğinin belirlenmesinde kullanılması mümkün değildir . Basın açısından kişinin hayat alanı üçe ayrılmış; kamuya açık alanına giren hususların güncel olması, kamu yararı bulunması ve ifade tekniğine riayet edilmesi kaydıyla basın yolu ile kamuya duyurulmasında ilke olarak hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Ancak basının özel alan ve sır alanına dahil hususlara ilişkin haber alma özgürlüğü bulunmamaktadır.
Basının görevi kamu yararına, kamuyu aydınlatmak olduğu halde, hekimin görevi hastanın hayatı ve tedavisidir. Dolayısıyla hekim kişinin kamuya açık alanına dahil hususlara ilişkin bile hekimin sır saklama yükümlülüğü bulunmaktadır. Hekim hastanın açık rızası neticesinde kamuoyu ile hastanın durumunu paylaşabilir. Hekimin sır saklama yükümlülüğü tanınmış kişiler açısından düşünüldüğünde hele ki bu tanınmış kişiler devlet erbabı ise bir yandan kamuoyunun menfaati bir yandan basının menfaatleri ve diğer yanda sır saklama yükümlülüğü olduğunda ağır basan hekimin sır saklama yükümlülüğüdür.
Sır saklama yükümlülüğü, kural olarak tüm üçüncü kişilere karşı geçerlidir yani hastanın yakınları, diğer hekimler de buna dahildir. Tedavinin gereğince hastanın durumu hakkında diğer doktorlara bilgi verilip birlikte ameliyat yapılması gibi durumlar münhasıran değerlendirilir. Bilimsel tebliğlerde ise hastanın anonimliği esastır. Kimlik bilgileri korunmalıdır.
Hukuk düzenimiz CMK ve HMK ile sır saklamayı teminat altına almak amacıyla sır saklama yükümlülüğü olanlara tanıklıktan çekilme hakkı vermiştir. Tanıklıktan çekilme hakları olmasına rağmen hastaya ilişkin sırları açıklayan hekimlere kişilik hakları zarar gören hastalar tazminat davası açabilirler. Sır saklama yükümlülüğü hastanın hayatı boyunca ve öldükten sonra da devam eder. Kişilik hakları ölümle sona erer; ancak kişilerin toplumdaki şahsi etkileri azalan bir etki ile devam eder . Ölenin yakınlarının da sır saklama yükümlülüğünü ihlal eden hekimin verdiği bilgilerden dolayı manevi tazminat davası açma hakkı bakidir.

V. Sır Saklama Yükümlülüğünün Sınırları

İlkenin asıl kuralı sırın saklanması olsa dahi hekimlerin bildirme yükümlülüğü de vardır. Ceza kanunumuz da hekimi, tedavi ettiği hastanın suç teşkil eden bir fiile maruz kaldığını anlaması halinde, suçu ihbar etme yükümlülüğü altında tutmaktadır.
“Sağlık Mesleği Mensuplarının Suçu Bildirmemesi” başlığını taşıyan 280.maddesinde düzenlenmiştir. Görevi esnasında bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmeyen veya bu hususta gecikme gösteren sağlık mesleği mensubu, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Sağlık mesleği mensubu deyiminden tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire ve sağlık hizmeti veren diğer kişiler anlaşılır.
Eski Ceza Kanunun’nda bu hüküm için hekimlik görevinin yapılmasının ardından adli makamlara bildirmelidir diyordu fakat hükmün yeni halinin hekimleri iş yapamaz hale getirdiği de iddialar arasındadır.
Örneğin, zehirlenmiş veya tecavüze uğramış bir kimseyi tedavi eden hekim vakayı adli makamlara ihbar etmesi gerekirken bu eylemi eğer hastası aleyhine sonuç doğuracaksa sır saklama yükümlülüğüne aykırılık olur şeklinde tartışmalar mevcuttur.
Bir diğer sır saklama yükümlülüğünün istisnası ise; Hastanın rızasının olduğu hallerde sır saklama yükümlülüğünü ihlalden bahsedemeyiz. Ayırt etme gücüne sahip olmak kaydıyla bu rızayı bizzat açıklayabilir. Hastanın rızasını açıklayamayacak olduğu hallerde kanuni temsilcisinin rızası gerekmektedir.
Türk hukuku bakımından sır saklama yükümlülüğünün diğer istisnaları ise;
• Bilirkişi raporunun tanzim edilmesi
• Doğumun bildirilmesi
• Belirli hastalıkların bildirilmesi ki bunlar 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhakannunda belirtilmiştir.
• Hekimin kendini savunması
• Ücret alacağını tahsil edememesi sebebi ile işin yargıya dökülmesinde sır saklama yükümlülüğünden bahsedilmemekte bilgi verilmesi zorunluluk hali kabul edilmektedir.
Üstün nitelikli özel yarar veya kamusal br yararın bulunduğu hallerde de hukuka aykırı sayılmamaktadır.

VI. Sır Saklama Yükümlülüğünün İhlalinin Sonuçları

Sır saklama yükümlülüğü hekim ile hasta arasında yer alan vekalet sözleşmesinde bir yan edim niteliğindedir. Yan edimin yerine getirilmemesinden kaynaklı sözleşemeye aykırılık sebebi ile maddi ve manevi tazminat hakkı mevcuttur. Bu halde doktor kendisinin sırrın ifşasında bir kusurunu ispatla mükelleftir. Bunun yanı sıra haksız fiilin uygulandığı hallerde ise hekimin kusurlu davrandığının ispatı hastaya düşmektedir.
Prof.Dr. Hakan Hakeri’ye göre; “Hekimin tedavi sırasında doğrudan öğrendiği bilgiler cezai sorumluluk gerektirirken dolaylı olarak öğrendiği bilgiler tazminat sorumluluğu kapsamında değerlendirilmelidir. “

VII. SONUÇ

Öncelikli olarak sır saklama yükümlülüğü yan edim olarak kabul edilmektedir. Sözleşmenin asli edimi olmasa dahi münhasır bir sözleşme ile düzenlenebilmektedir fakat münhasıran düzenlenmemiş ise de hastaya hekimin gereği gibi ifa etmemesinden yani kötü ifasından kaynaklı tazminat davası açma hakkı tanımaktadır.Hekim ilke olarak tedavi nedeniyle öğrendiği sırları kimseye açıklamamak, ifşa etmemek yükümlülüğü altındadır. Ancak bunun yine hukuk düzeninden ve dürüstlük çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira hekimlerin bildirim yükümlülüğü de bulunmaktadır.